top of page
  • Dani Rodrik

Yeni Üretimcilik Paradigması? – Dani Rodrik

Çeviren: Dilruba Turan

Finans, tüketim toplumu ve küreselciliğe dayanan ekonomi politikasından üretime, çalışmaya ve yerelleşmeye doğru büyük bir değişimin işaretleri var. Bu yönelim, siyaset yelpazesinin tamamını etikeleyecek yeni bir politik modele dönüşebilir.

Yeni bir ekonomik paradigma, ona karşı çıktığı varsayılanlar bile dünyayı onun merceğinden görmeye başladığında gerçek anlamda kabul görür. Keynesçi refah devleti, zirvedeyken solcu politikacılardan olduğu kadar muhafazakâr siyasetçilerden de destek gördü. ABD’de, Cumhuriyetçi başkanlar Dwight Eisenhower ve Richard Nixon, Keynesçi refah devleti paradigmasının temel ilkelerini- denetimli piyasalar, refahın paylaşımı, sosyal sigorta ve karşı-döngüsel makroekonomik politikalar- kabul ettiler[1] ve sosyal-refah programlarını geliştirmek, iş yeri ve çevre düzenlemelerini kuvvetlendirmek için çalıştılar.

Durum neoliberalizm için de benzerdi. Neoliberalizm paradigmasında Milton Friedman[2], Ronald Reagan ve Margaret Thatcher gibi serbest piyasa savunucu ekonomist ve siyasetçiler itici güçtü. Fakat, paradigmanın nihai hakimiyeti Bill Clinton ve Tony Blair[3] gibi merkez-sol liderlerin de piyasa yanlısı ajandayı benimsemesine[4] de azımsanmayacak kadar bağlıydı. Bu liderler deregülasyon, finansallaşma ve hiper-küreselleşmeyi desteklerken, bunun sonucunda ortaya çıkan eşitsizlik ve ekonomik güvensizlikteki artışı iyileştirmeye yalnızca sözde bir bağlılık gösterdiler.

Bugün neoliberalizmden uzaklaşılan bir geçişin ortasındayız, ancak onun yerini neyin alacağı son derece belirsiz. Kesinleşmiş yeni bir paradigmanın yokluğu mutlaka kötü değildir. Farklı koşullara ve ihtiyaçlara sahip ülkeler ve bölgeler için birbirinin aynı çözümler ve hazır planlar sunan bir ortodoksluğa daha ihtiyacımız yok[5].

Fakat, ekonomi politikası canlandırıcı bir vizyonun rehberliğine ihtiyaç duyar. Tarih, neoliberalizmin gitmesiyle oluşacak boşluğun eninde sonunda siyasi yelpazenin genelinin desteğine ihtiyaç duyacak yeni bir paradigma tarafından doldurulacağına işaret ediyor. Böylesi bir sonuç, mevcut siyasi kutuplaşma[6] göz önünde bulundurulduğunda imkânsız görünse de aslında halihazırda bu yönde dönüşümün işaretleri var.

Bilhassa, iki partinin de desteğini alacak yeni bir konsensüs, üretken ekonomik fırsatların tüm bölgelere ve tüm iş gücü kesimlerine yayılmasını savunan “üretimcilik” paradigmasının etrafında ortaya çıkabilir. Neoliberalizmin aksine üretimcilik, bu amaca ulaşmada hükümetlere ve sivil topluma önemli bir rol verir. Üretimcilik piyasalara daha az güvenir, büyük şirketlere şüpheyle yaklaşır ve üretim ve yatırımı finansın önüne, yerel grupların teşvik edilmesini de küreselleşmenin önüne koyar.

Üretimcilik aynı zamanda refahın paylaşımı, sosyal yardımlar ve makroekonomik yönetime herkes için iyi işler[7] yaratmak için arz yönlü önlemlere daha fazla odaklanarak Keynesçi refah devletinden de ayrılır. Ayrıca, önceki iki paradigmadan da teknokratlara daha şüpheci yaklaşması ve ekonomik popülizme[8] daha az tepkisel düşmanlık göstermesiyle ayrışır.

ABD Başkanı Joe Biden hükümetinin söylemi -ve bazı politikaları- bu unsurların çoğunu içeriyor. Yeşil dönüşümü teşvik etmek için endüstriyel politikaların[9] benimsenmesi, yerel tedarik zincirlerinin yeniden inşa edilmesi, enflasyonun suçlusu olarak büyük şirketlerin karlarını suçlamak[10] ve -şimdiye kadar- eski Başkan Donald Trump’ın Çin’e karşı gümrük vergilerini[11] iptal etmeyi reddetmek bunlara örnek. Yönetimin en kıdemli ekonomisti, Hazine Bakanı Janet Yellen’in, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) karşı friend-shoring (ABD müttefiklerinden malzeme tedarik etmenin) yararlarını övdüğünde[12], devrin değiştiği anlaşılıyor.

Ancak bu görüşün birçok ögesi sağ siyasette de mevcut. Çin’in yükselişinden endişe duyan Cumhuriyetçiler, ABD imalatını güçlendirmek için yatırım ve inovasyon politikalarını desteklerken Demokratlarla iş birliğine gittiler[13]. ABD Senatörü Marco Rubio, eski ve muhtemelen gelecekteki bir Cumhuriyetçi başkan adayı, küçük işletmelere[14], imalat ve yüksek teknoloji şirketlerine[15] finansal, pazarlama ve teknolojik yardımı teşvik eden sanayi politikası için coşkulu bir savunma yaptı. Rubio, “Piyasanın en verimli sonucunun insanlarımız için kötü olduğu durumlarda ihtiyacımız olan şey, kamu yararını artırmaya hedeflenmiş sanayi politikasıdır.” dedi.

Soldaki birçok kişi de aynı fikirde. Trump’ın Çin ticaret politikasının mimarı Robert Lighthizer, DTÖ’ye karşı agresif tutumuyla birçok ilerici taraftar kazandı. Solda önde gelen bir ses olan Robert Kuttner, Lighthizer’in ticaret, sanayi politikası ve iktisadi milliyetçilik hakkındaki görüşlerinin “daha çok ilerici bir Demokratın görüşleri olduğunu” savunmuştu[16].

Adını liberal ekonomist William Niskanen’den (Reagan’ın baş danışmanından) alan Niskanen Merkezi, hükümetlerin kamu ürünleri sağlama kabiliyetinin sağlam bir ekonomi için önemli olduğunu vurgulayarak “devlet kapasitesini[17]” programının ana maddelerinden biri haline getirdi. 2008 ve 2012 başkanlık kampanyaları sırasında Cumhuriyetçi Mitt Romney’in danışmanı ve piyasa yanlısı Manhattan Enstitüsü’nün eski kıdemli üyesi olan Oren Cass da finansallaşmış kapitalizme muhalif ve tedarik zincirlerinin yeniden düzenlenmesini ve yerel toplumlara yatırım yapılmasını destekliyor.[18].

Benzer şekilde, ABD “popülist sağının” önde gelen entelektüellerinden biri olan Patrick Deneen, “işçi yanlısı politikaları” ve “hükümet politikası aracılığıyla yerli üretimin teşvik edilmesini” savunuyor. New York Times yazarı Ezra Klein, Deneen’in bu ve diğer ekonomi politikalarını tartıştığı yakın zamandaki bir röportajda şunları söyledi[19]: “Bunun benim için komik olan yanı, onların şu anki Demokrat Parti’ye benziyor olmaları.”

Tek motorlu uçaklarında Amerika’yı dolaşarak yerel ekonomik kalkınmayı inceleyen James ve Deborah Fallows’un gördüğü[20] gibi, pragmatizm; işletmeleri gözetme, yeni iş alanları açma ve kamu-özel ortaklıklarını teşvik etme söz konusu olduğunda siyasi partizanlığa üstün gelebilir. Kapsamlı politika deneylerinde sivil toplum, girişimciler ve diğer paydaşları etkileyen ekonomik gerileme ve işsizlik sorunlarıyla karşılaşan yerel politikacıların yaptıkları, birçok durumda siyasi eğilimlerinden çok az derecede etkilendi.

Bu tür partiler arası iş birliğinin ve fikirlerin çapraz eşlenmesinin yeni bir paradigma oluşturup oluşturmayacağını zaman gösterecek. Kürtaj hakları, ırk ve cinsiyet gibi sosyal ve kültürel konularda Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında derin ayrılıklar var. Rubio gibi önde gelen isimler[21] de dahil olmak üzere birçok Cumhuriyetçi, ABD demokrasisi için bir tehdit olmaya devam eden Trump’a olan bağlılıklarından henüz vazgeçmedi. Ve hem muhafazakârlar hem de ilericiler tarafından desteklenen “yeni” sanayi politikalarının kenara atılması veya geçmişteki eski önlemlere dönme tehlikesi her zaman var.

Her şeye rağmen, finans, tüketim toplumu ve küreselcilik yerine kökleri üretim, çalışma ve yerelciliğe dayanan bir ekonomik politika çerçevesine doğru büyük bir yönelimin işaretleri var. Üretimcilik, en kutuplaşmış siyasi karşıtların bile hayal gücünün ötesinde yeni bir politika modeline dönüşebilir.

Rodrik, D. (2022, August 4). The New Productivism Paradigm? Project Syndicate. Retrieved September 25, 2022, from https://www.project-syndicate.org/commentary/new-productivism-economic-policy-paradigm-by-dani-rodrik-2022-07?barrier=accesspaylog

 

Comments


Son Eklenenler

bottom of page