top of page

Kitap Değerlendirme: Law and Colonial Cultures

Çeviren: Reyhan Öylek

Lauren Benton’ın “Law and Colonial Cultures” (Hukuk ve Somürgeci Kültürler) kitabı, sömürgecilik döneminde kurumların, özellikle de hukuk ve kültürün uluslararası düzenin önemli unsurları olduğu tezini ileri sürüyor. Kitap hem sömürgecilik politikalarını hukuk üzerinden okuyor hem de bölgesel çekişmeler ve kurumsal dönüşüm arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor. Benton, kitaba erken imparatorlukların (İber İmparatorluğu gibi) çok merkezli hukuk yapısının devlet merkezli hukuk yapısına evrilmesine dikkat çekerek başlıyor. İmparatorlukların erken döneminde kültürel ve dini azınlıklar farklı bölgelerde, özel hukukî  statülere sahipti ve sürekliliğin bir unsuru olan hukukî çoğulculuk, 19. yüzyıla kadar devam etmişti. Ancak 19. yüzyılda modern imparatorluklar sömürgeci rejimlerde sürekli yaşanan hukukî uyuşmazlıklara tek bir yasal otorite ile karşılık vermiştir. 

İspanyol imparatorluklar, farklı kültürel ve politik yapılar arasındaki sürekliliği sağlayan, yargı yetkisi açısından karmaşık bir hukukî yapıya sahipti. Kültürel azınlıklar, kilise ve seküler yargı yetkilileri arasındaki gerilimden dolayı hukuki kurumların kaynakları çeşitlilik arz etmekteydi. Bu hukuki gerilimler Atlantik Dünyası’nın çeşitli yasal alanlarında etkili olmuştu. Benton yargıdaki bu iç içe geçmişliği, yargıdaki dönüşümlerin kökeni üzerine eğilerek okurla paylaşıyor. Benton, iki gerilim mekanizmasını ele alıyor: İlki kilise ve merkezi otorite arasındaki gerilim, diğeri ise Hristiyan çoğunluk ve diğer azınlıklar arasındaki gerilim. Doğal hukuk ve devlet hukuku arasındaki gerilim, merkezî otorite koruması altında diğer azınlıklara kendi hukuk sistemlerine sahip olma şansını vermişti. Benton, merkezî otorite zayıf olduğunda çoklu hukuk sisteminin farklı bölgelerde imparatorluk düzeninin sağlanması için kritik bir unsur haline geldiğini ileri sürüyor.

Benton ikinci olarak, denizlerdeki çekişmelerin erken döneminde Avrupalılarla ticaret yapan Afrikalı devletlerdeki hukukî uygulamaları inceliyor. İncelemelerinde Afrikalı devletlerin bazı meselelerde hukukî olarak Avrupalılardan farklı olduklarını ancak hukuka yaklaşımları açısından “çağ dışı” olmadıklarını tespit ediyor. Uluslararası ilişkilerin kurucu normlarından olan dinî azınlıkların hukukî özerkliği ve köleler/tutsakların yasal statüsü Avrupalı imparatorlukların sömürge öncesi Afrika ile ortak noktalarıdır. Bu durum Avrupalı sömürgecilerin Afrika’nın hukukî yapısına kolayca adapte olmasına ve imparatorluğun diğer bölgelerinde kullanmak üzere bazı kuralları, kavramları ve normları benimsemesine yardımcı olmuştur.

Benton, Maruni topluluğu ile sömürgeci düzen arasındaki görüşmeler üzerinden hem Amerika kıtasındaki Afrika diasporasının hukuk kültürünü hem de Avrupa ve Afrika’daki hukuki çoğulculuk modellerini analiz ediyor. Maruni topluluğu, bağımsızlığı sınırlı bir siyasî otoriteye sahipti. Maruniler sömürgeci devletin kurallarına itaat etmiş, aynı zamanda kralları da onları yönetmeye devam etmiştir. Bu dönemde hukukî çoğulculuğun, Marunilerin sömürge düzenine uymalarını sağlamak için yeniden kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Atlantik köle ticaretindeki hukukî uygulamaların da Afrika’daki gibi bir düzenlemeye tabi olduğunu gözlemlemek mümkün. Benton’a göre tüm bu uygulamalar, uluslararası hukukî düzenin birden fazla yasal otorite yapılanması kriteriyle şekillenmiş durumda.

Kitabın dördüncü bölümünde Benton, Bengal ve Batı Afrika’daki sömürge uygulamalarını karşılaştırıyor. Sömürge öncesi dönemde Hindistan ve Batı Afrika’da hukukî çoğulculuğun olmadığını ifade ediyor. Hindistan’da Babür İmparatorluğu yasaları, azınlıkların zayıf resmî kurumlarının üzerinde hakimiyet sağlamıştır. Sömürgeciliğin gelmesiyle birlikte Hindistan’daki azınlıkların hukuki problemleri sömürgeci devletlere bir alan sağlamıştır. Bu yüzden Britanya; Müslüman, Hindu, Babür ve Doğu Hindistan Şirketi otoritelerinden oluşan özerk yapılı hukukî bir çoğulculuk oluşturmaya çalışmıştır. Sivil mahkeme (Divan-ı Adalet) ve ceza mahkemesi (Fujdar-ı Adalet) arasında bir ayrım yapılmış, ve Babür Devletine ceza mahkemesi üzerinde bir otorite vermiştir. Ancak Müslüman ve Hindu bilirkişilerin görev aldığı sivil mahkemelerde bir de Britanya (Şirket) yöneticisi bulunuyordu. 1773 yılında Yüksek Yargı Mahkemesi’nin kurulmasıyla birlikte hukuki düzen tamamen sömürgeci güçlerin kontrolüne girmiş ve daha sert bir hale getirilmiştir. Hindistan gibi Batı Afrika’da da sömürge öncesi dönemde hukukî çoğulculuk uygulamaları yoktur. Fransız sömürgeciler ticarette avantajı elde tutmak için devlet ve diğer otoriteler arasındaki sınırları belirginleştirmiştir. Ancak onlar da asimile edici politikalara ve daha baskın devlet hukukuna yönelmişlerdir.

Kitap Üzerine Notlar

Benton, kitabında kurumsal bir yaklaşımı tercih etmiş ve uluslararası düzendeki değişimleri anlamak için kurumsal dönüşümlere odaklanmıştır. Modern imparatorluklar öncesi hukuk düzeni olarak tanımladığı hukukî çoğulculuğun tarihsel arka planını anlattıktan sonra 18. ve 19. yüzyıldan örnekler vererek hukuki dönüşümü anlatmıştır.

Benton’ın hukuk düzeninin hatta hukukun kendisinin bazı akademisyenlerin düşündüğünün aksine Avrupalıların icadı olmadığını ortaya koymasının önemli olduğunu düşünüyorum. Benton sömürgeleşmiş toplulukların yazılı olmasa da kendi hukuk sistemlerinin olduğunu, fikir ayrılıklarını da ortaya koyarak gösteriyor. Benton’ın hukuk ve kültür ile bağlantılı olarak Afrika’nın erken dönem sömürge uygulamalarında Güney Amerika’nın resmî kurumlarının köklerini bulmaya çalışması da önemlidir. Elbette en önemli nokta küresel hukuk düzeninin oluşturulmasıdır. Görünüşe göre tekil uluslararası hukuk düzeni sömürge düzeninin amacı değil, sadece bir sonucuymuş.

15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar sömürgeci hukuk düzeninin tüm hikâyesini inşa etmekte başarılı da olsa Benton’ın kullandığı yöntem tartışmaya açıktır. Çünkü Benton yalnızca kendi hikâyesine uygun olan örnekleri ele almıştır. Buna rağmen modern imparatorluklar öncesindeki dönemde hukukî çoğulculuk tezine uygun olmayan bazı örnekleri de görebiliyoruz. Kitap sömürgeciliğin erken döneminde uluslararası hukuk düzeninin hukukî çoğulculuk olduğu tezi açısından ikna edici değil. İkinci olarak Benton, sömürgeci rejimlerdeki dolaylı yönetimin uygulanma zorluğundan dolayı hukukî çoğulculuktan devlet merkezli düzene geçildiğini iddia ediyor. Ancak Benton, hukukî çoğulculuğun sorun olmadığı basit örnekleri, değişimi kaçınılmaz kılan bir şekilde ele alıyor. Son olarak Benton, sömürgeci yasalar ile imparatorluk yasaları arasında bir fark gözetmiyor. Belki de devlet merkezli hukuk düzeninin nedeni sömürgeciliğin dinamiğiydi. Nitekim bu değişimi zaman çizgisinde göremesek de farklı hakimiyet motivasyonlarının altında gözlemleyebiliriz. Kitap ayrıca geride küresel kapitalizm hikâyesine dair bazı cevaplanmamış sorular bırakıyor: Uluslararası hukuk düzeni Avrupalı imparatorlukların sömürgeci kurallarının bir sonucu mudur? Yoksa daha önce Asya’da ya da Afrika’da zaten mevcut muydu? Eğer kurumlar sömürge rejimlerindeki değişen durumların bir sonucuysa, bu kurumsal değişimin belirleyici faktörü nedir? Sömürgeci ideolojiler( Şarkiyatçılık) mi yoksa daha basit bir şekilde sömürgecilerin çıkarları mıdır?

Comments


Son Eklenenler

bottom of page