top of page
  • Serhat Onur Çobanbeyli

Fransa’daki Yeni Göç Yasasının Arka Planında Neler Var?

Yazarlarımızdan Serhat Onur Çobanbeyli sordu, siyaset bilimci ve göç politikaları uzmanı Patrick Weil yanıtladı.


Haziran 2022’de İçişleri Bakanı Gerald Darmanin tarafından duyurulduğu günden bu yana Fransa’nın gündemini meşgul eden yeni göç yasası, namı diğer “Darmanin Yasası” uğradığı birçok değişikliğin ardından 19 Aralık 2023’te, Fransız Parlamentosu tarafından kabul edildi. Fransız Hükümeti tarafından meclise sunulan ilk metin 27 maddeden oluşuyordu ancak yasa tasarısı gerek Senato’da gerek karma komisyonda eklenen maddelerle; doğum yerine dayalı vatandaşlık hakkını, göçmenlere verilen sağlık hizmetlerini ve kira yardımlarını, göçmenlerin aile birleşimini, yabancı öğrencilerin statüsünü ve daha birçok farklı konuyu düzenleyen 86 maddelik geniş kapsamlı bir yasaya dönüştü.


Bu yasa tasarısı, başlangıçta meclisteki sağ partiler tarafından “düzensiz göçü patlatacak” bir tasarı olarak nitelendirilirken Senato’da uğradığı radikal değişikliklerin ardından sağ partiler tarafından da sahiplenilen bir yasa haline geldi. Öyle ki, kendisini merkez sağda konumlandıran Cumhuriyetçi Partinin (LR) lideri Eric Ciotti yasa tasarısı için “bu bizim tasarımız” derken, kendisini Sağ /Aşırı Sağda konumlandıran Rassemblement National ‘in (RN) eski lideri Marine Le Pen yasanın parlamentoda kabulünü takiben verdiği demeçte, yasanın son halini memnuniyetle karşıladıklarını ve yasanın kabul edilmesinin partisi için “ideolojik bir zafer” olduğunu dile getirdi.


Konuşulmaya başlandığı ilk günden itibaren yasaya karşı çıkan Sol partiler, ortak bir tavır alamamakla beraber Macron’u aşırı sağa taviz vermekle suçladı. İktidar partisinin sol kanadından bazı milletvekilleri de son oylamada yasa aleyhinde oy kullandılar. Sağlık Bakanı Aurélien Rousseau da yasanın mecliste kabulünün ertesi günü, göçmenlerin sağlık hakkına erişimini kısıtlayan bu tip bir yasayı kişisel olarak savunabilmesinin mümkün olmadığını dile getirerek istifa etti.


Politik anlamda ziyadesiyle çalkantılı bu sürecin ardından Anayasa Konseyi, 25 Ocak’ta 86 maddelik yasanın 35 maddesinin iptalini içeren kararını açıkladı. Cumhuriyetçi Parti ve Rassemblement National partilerinin senatörleri tarafından yasaya eklenen birçok düzenleme iptal edildi. Bu haliyle yasa, neredeyse hükümet tarafından meclise sunulan ilk haline geri dönmüş oldu.


Sosyal, ekonomik, politik ve hukuki birçok boyutu olan bu yasayla alakalı 49W olarak merak edilen soruları 1994'ten bu yana Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'nde (CNRS) araştırma direktörü olarak görev yapan siyaset bilimci ve göç politikaları uzmanı Patrick Weil’e sorduk. Teklifimizi kabul edip, sorularımızı cevapsız bırakmadığı için kendilerine çok teşekkür ederiz. Ayrıca bu süreçte bana birçok konuda yardımcı olan SciencesPo Bordeaux Üniversitesinden değerli hocam Frédérique Channac’a kişisel olarak çok teşekkür ederim.


 

Serhat Onur: Sizce hükümetin ilk başta bu tasarıyı Meclis'e sunarken sahip olduğu beklenti neydi? Mesela bu yeni kanunla hükümet, sağ partilere giden oylarını geri alabileceğini mi düşünüyordu? Özellikle Darmanin’in bu yasadaki ısrarının sebebi neydi?


“Darmanin, bir göç yasası yapmak istiyordu ama içine ne koymak istediğini bile bilmiyordu.”

Patrick Weil: Ben İçişleri Bakanı Darmanin’in bulunduğu mevkiden daha büyük emelleri olduğunu, kendisinin Cumhurbaşkanı olmak istediğini düşünüyorum. Yani aslında Darmanin, siyasette İçişleri bakanlığı döneminde göçmenlik yasa tasarısını hazırlayan, bu yasayla popülerleşen Sarkozy'nin yolunu takip ediyor. Çünkü parlamentoda bir yasa tasarınız olduğunda aylar boyunca sizden bahsedilir. Yasa tasarınız hakkında konuşulur, televizyon ve radyoda röportajlar verirsiniz, kısacası siyaset sahnesini bolca işgal edersiniz. Esasen Darmanin, bu amaçla bir göç yasası yapmak istiyordu ama içine ne koymak istediğini bile bilmiyordu. Bu yalnızca benim yorumum değil, İçişleri Bakanlığındaki göç uzmanlarının ifadeleri var, kanun yapılmadan önce kendilerine danışılmıyor bile. Bu yüzden, sınır dışı etme prosedürünü hızlandırmak ve aynı zamanda sınır dışı etme kararına itiraz edilmesi durumunda sığınmacının korumasını azaltmak için birkaç önlem içeren neredeyse boş ve amatör bir çalışma ortaya çıktı. İltica başvurularını 3 üyeli bir mahkeme yerine tek üyeli bir mahkeme tarafından görülmesi dışında kayda değer hiçbir şey içermiyordu.

 



Serhat Onur: Yanlış hatırlamıyorsam bunlar halihazırda 2022 seçimlerinden önce Renaissance Partisi’nin parti programında var olan vaatlerdi?

 

Patrick Weil: Evet öyle, ama bu önlemleri 2023’te yapılan büyük yargı reformu paketine de koyabilirlerdi. Bu projenin ilk kısmını ve hatta ikinci kısmını bu çerçevede yasalaştırabilirlerdi. Ancak o zamanlar bu yasa Darmanin’in yasası olarak anılmaya başlanmıştı bile ve Darmanin de zaten bir “Darmanin Yasası” istiyordu. Büyük ihtimalle bu yüzden yargı reformuna bu düzenlemeler dahil edilmedi.  Böylece Darmanin de yasasına kavuşmuş oldu. Yasayı parlamentodan geçirme sürecinde ise, partisi (Renaissance) mecliste tek başına yeterli çoğunluğu sağlayamadığı için Darmanin, özellikle Senato’da sağ partilerin desteğini toplama çalışmalarına başladı. Bu andan sonra, bu partilerin (LR ve RN) göç programları ve hatta daha fazlası bu yeni yasa içinde kendisine yer buldu. Bunların arasında göçmenlere verilen sağlık yardımlarının (APL) sınırlanması ve hatta vatandaşlık reformu ile doğum yeri üzerinden vatandaşlık kazanma hakkının (droit du sol) iptali gibi göç yasasıyla hiçbir alakası olmayan maddeler de vardı.


Nihayetinde yasa tasarısı, Ulusal Meclis’in önüne geldi. Mecliste, komisyona tekrar gönderme adı verilen bir oylama prosedürü vardır. Meclis, eğer önüne gelen metni beğenmezse tasarı mecliste tartışılmadan reddedilip 7 senatör, 7 milletvekilinden oluşan karma komisyona, Cumhurbaşkanının onayıyla, tasarının revize edilmesi talebiyle gönderilebilir.


Dediğim gibi hükümet, yasayı geçirmek için yeterli çoğunluğa sahip değildi ancak karşısında yasadan memnun olmayan, çok sert bulan veya yeterince sert bulmayan hem sağ partilerden hem de sol partilerden oluşan bir çoğunluk vardı. Nitekim, yasanın ilk hali mecliste görüşmeye dahi açılmadan reddedildi. Bu andan sonra Macron’un elinde yalnızca iki seçenek vardı. Ya yasa tasarısını rafa kaldıracaktı ya da Senato ve Ulusal Meclis’in uzlaşabileceği bir tasarı oluşturulması için karma komisyonu görevlendirecekti. Macron Senato’nun yasa tasarısının ilk haline yaptığı, Rassemblement National ve Cumhuriyetçiler tarafından desteklenen radikal eklemelerin makul olduğu alt metnini içeren ikinci seçeneği tercih etti.


“Siyasi sonuç, Macron için bir felakettir!”

Günün sonunda Macron, öfkeyle silahlanmış, birleşmiş bir muhalif orduyla karşılaştı. Yani yasaya ilk çıktığı günden beri karşı olan Mélenchon’un partisi La France Insoumise’i (LFI) ve diğer sol partileri ve hatta kendi partisindeki sol kanadı ve yasaya ekledikleri maddeler Anayasa Konseyi tarafından iptal edilen Sağ ve Aşırı Sağı aynı muhalif kampta topladı. Çünkü sizin de söylediğiniz gibi hem kendi çoğunluğunu böldü hem de Anayasa konseyini adeta kendi hizmetindeki siyasi bir araca dönüştürerek birçok hakkı zayıflattı ve kendi müttefiklerinin dahi (Cumhuriyetçileri kastediyor) güvenini kaybetti. Özetle siyasi sonuç Macron için bir felakettir. Onun felaketi bizim için çok önemli değil ancak kurumların istikrarı, kurumlara olan güven, ülkede yaratılan gerginlik bizim açımızdan önemli!

 

Serhat Onur: Bu kadar sert bir kanunun meclisten nasıl geçtiğini, yasanın bu süreçte nasıl evrimler geçirdiğinin altını çizerek anlattınız aslında. Peki, Özellikle Senato’da yasaya eklenen göçmen kotaları ve Fransa’da doğanlara verilen vatandaşlık hakkının kaldırılması gibi radikal maddeler bize Fransa’daki göçmenlerin geleceği hakkında neler söylüyor?

 

Patrick Weil: Biraz önce politik iklimi detaylı olarak anlattım. Benim açımdan yasaya Senato’da eklenen en kabul edilemez hükümler vatandaşlık hukukuyla ilgili olanlardır. Çünkü bu hükümler göçmenleri değil Fransa’da yabancı ebeveynlerden doğan ve buna bağlı olarak 13 yaşından itibaren Fransız vatandaşlığı alabilen çocukları etkiliyordu. Bu çocukların Fransız toplumuna entegrasyonunu tartışmaya açan, son derece kötü tasarlanmış ve kötü yazılmış bir düzenlemeydi. Neyse ki Anayasa Konseyi tarafından iptal edildi.


“Düzensiz göçü arttırmak istiyorsanız kota koyun.”

Bu bağlamda size göç politikaları ve entegrasyon politikalarıyla ilgili bir anımı anlatmak istiyorum. Uluslararası Çalışma Örgütü’nden (ILO) bir uzman olarak Türk hükümetiyle görüş alışverişinde bulunmak için Türkiye’ye gitmiştim. 1997’de yazdığım ve uluslararası alanda büyük bir beğeni toplayan raporum dolayısıyla çağırılmıştım. Yılını tam hatırlamıyorum ancak AKP hükümetinden bir önceki hükümetti. Onlara göçmen işçilerle alakalı politikalarını oluşturmalarında yardımcı oldum. Herkese söylediğim gibi sanırım o dönemdeki Türk hükümetine de aynı şeyi söylemiştim, eğer düzensiz göçü arttırmak istiyorsanız kota koyun. Neden mi? Mesela bugün Fransa'ya göç etmek isteyen birisiniz ama bu konu hakkında kendi bilgileriniz yoksa nasıl gelebileceğinizi biliyor musunuz? Bunu nasıl yapabileceğinize dair çok fazla bilgi de yok. Ancak Uluslararası Fransa Radyosunda (RFI) veya televizyonda “gelecek yıl Fransa, işçilere 10.000 oturma izni verecek” haberini duyduğunuzu düşünün. Ki bunu kendi dilinizde bile duyabilirsiniz RFI birçok dilde yayın yapıyor. Fransa’daki sağ partiler bunun şu anki 25.000’den çok daha az olduğunu söyleyecek ve bu durumdan memnun olacaktır. Ancak düşünün Türkiye’nin ortasındasınız ve Fransa’ya göç etmek istiyorsunuz veya böyle bir niyetiniz var. Bu haberi duyduğunuzda düşüneceğiniz tek şey “ben tek başımayım bu 10.000 kişinin arasında yer alma şansım çok yüksek!” olacaktır. Dolayısıyla bir sonraki sene Fransız Hükümeti 10.000 değil 100.000 göçmenle karşılaşacaktır. Çünkü koyulan kotalar, on binlerce yabancıyı gelmeye teşvik etti. Ve bu kotaları gerçekten göçü azaltmak amacıyla kanuna koydular. İnanılır gibi değil. Görürsünüz bunun tam tersi bir etkisi olacak.


İkinci bir ters etki de yabancı öğrencilere getirilen kısıtlamalardan ileri geliyor aslında. Yasaya yabancı öğrencilerin gelişini düzenleyen maddeler koymuşlardı. Sen de Fransa’da yabancı bir öğrenci olduğun için durumu az çok biliyorsun. Çok paranız yoksa küçük işlerde çalışabilirsiniz. Bir restoranda garsonluk yaparak veya bir otelde gece bekçisi olarak bunu yapabilirsiniz. Öğrenci olduğunuzda haftada birkaç saat çalışabilirsiniz. Çalışmak için harcadığınız zaman biraz para kazanmanızı sağlar. Fransız yasalarına göre yarı zamanlı çalışma hakkınız var. Ve eğer çalışırsanız, bu büyük ihtimalle iş gücü açığı olan mesleklerde olacaktır. İşverenlerin kolayca işçi bulamadığı mesleklerde.

 

Serhat Onur: Evet, aslında iş gücü açığı olan mesleklerle alakalı bir sorum vardı.

 

Patrick Weil: Pekâlâ bundan sonra ona geçelim. Yani özetle yabancı öğrencileri kotalar koyarak veya yasada ön görüldüğü gibi bir depozito yatırma zorunluluğu getirerek denklemden çıkartırsanız, yerine düzensiz durumdaki vasıfsız işçileri koymak zorunda kalırsınız. Ve öğrenci eğitimini bitirdiğinde bu mesleklerde çalışmayı bırakırken, düzensiz göçmenler bu durumda çalışmaya devam edecekler ve kalıcı hale geleceklerdir. Yani aslında bu da son derece kötü tasarlanmış bir düzenlemeydi. Neyse ki, bu da Anayasa Konseyi tarafından iptal edildi.

 

Serhat Onur: Daha önceki röportajlarınızda da bu kanunu “ufak yasa” (loi mineure) olarak nitelendirmişsiniz, sanırım Le Pen de “ufak yasa” ile çok benzer bir ifade kullanmıştı, yasa ilk tartışılmaya başlandığında. O da “küçük yasa” (petite loi) demişti.

 

Patrick Weil: Evet Madame le Pen “küçük yasa” diyor ama kendisi de partisi de bu yasaya mecliste lehte oy verdi. Dolayısıyla Le Pen; az önce bahsettiğim tüm problemlerin, hak kayıplarının ve haklara saldırının, düzensiz göçün teşvik edilmesinin Macron ile beraber ortak sorumlusu olacaktır.

 

Serhat Onur: Le Pen yalnızca evet oyu vermekle kalmadı, aynı zamanda bu yasanın meclisten geçmesinin partisi için “ideolojik bir zafer” olduğunu da söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Patrick Weil: Le Pen’in olumlu oy verdiği yasada, Fransız vatandaşları ile düzenli göçmenlerin arasındaki kanun önündeki hak eşitliğini tartışmaya açan hükümler var. Biraz önce bahsettiğim sebeplerden dolayı bu yasa başarısız bir yasa ve olumlu oy kullandığı için Le Pen ve partisi de bu yasanın sonuçlarından sorumlu. Çünkü eğer Rassemblement National’in yasa lehinde oyu olmasaydı Renaissance partisinin içindeki bu yasaya muhalif milletvekilleri yasanın geçmesine mâni olacaktı.


"Göç Yasası: Le Pen'in düşlediğini Darmanin gerçekleştirdi!" pankartıyla eylemciler

“Bu yasa, Rassemblement National’in entelektüel zayıflığını, göç konusundaki ikiyüzlülüğünü gösteriyor!”

Bu yasa aynı zamanda Rassemblement National’in entelektüel zayıflığını, göç konusundaki ikiyüzlülüğünü de gösteriyor. Örneğin bir RN milletvekili mecliste, 10'dan az çalışanı olan işverenlerin işçilerinin düzenli oturma izni kontrollerinden muaf tutulmasını öneren bir değişiklik talebinde bulundu. Peki bu neden gerekli? Çünkü RN seçmenlerinin çoğunluğu işverenlerden, özellikle düzensiz göçmenleri çalıştıran küçük işletme sahiplerinden oluşuyor. İşte bu konuda büyük bir ikiyüzlülük var ki göç politikasının hak ettiği bu değil! Fransa’nın göç politikası, kutuplaşma ve siyasi manipülasyona bakılmadan ciddiyetle ele alınması gereken bir konudur.

 

Serhat Onur: Siz, bu kanunun Fransız ekonomisinin göçmen işçilere olan ihtiyaçlarını karşılayamayacağını düşünüyorsunuz, değil mi?

 

Patrick Weil: Sarkozy'nin göç reformundan bu yana, göçle ilgili tüm sorumluluğun İçişleri Bakanlığına verildiğini ve göçün diğer birçok boyutunun tamamen göz ardı edildiğini düşünüyorum. Her ne kadar birçok boyutu olsa da göçmen politikası en çok emekçileri ilgilendiriyor ve aynı zamanda diğer ülkelerle de diplomatik temas kurulmasını gerektiriyor. Çalışma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının bu konunun yönetiminde birlikte çalışmamasının, konunun yalnızca İçişleri Bakanlığı tarafından ele alınmasının çok yanlış olduğunu düşünüyorum.

 

Serhat Onur: Yeni yasa, düzensiz durumdaki göçmenlerin geçici çalışma izinleriyle işçi ihtiyacı olan sektörlerde istihdam edilmesini öngörüyor. Bu çalışma izinlerinin bittiği zaman yenilenip yenilenmeyeceği belli değil ve bu da büyük ihtimalle göçmenlerin gelecek güvencesi olmadan çalışmasına neden olacak. Sizce bu güvencesizlik, göçmen işçileri daha az maaşla çalıştırmak ve emeklerinden maksimum düzeyde faydalanmak için hükümet tarafından bilerek oluşturulmak isteniyor olabilir mi? Bu konuda Fransız ekonomik elitleri ile hükümet arasında bir anlaşmadan söz edebilir miyiz?

 

Patrick Weil: Bu bir nevi Marksist bir değerlendirme aslında. Hemen fark ettim çünkü bir zamanlar bir Türk öğrencim vardı. Türkiye'de Marksizm çok güçlü. Size biraz tasarının oluşma sürecinden bahsetmek istiyorum. İşgücü açığı olan sektörlerle alakalı olan maddeyi daha iyi anlamamızı sağlayacak. Dönemin başbakanı Elisabeth Borne bu maddenin, yasayı “dengelemek” için eklendiğini belirtmişti. (İltica mahkemelerinin işleyişinin değişmesi maddesine karşı ağırlık olarak yasaya eklendiğini ima ediyor. Solu yasadan soğutmamak adına.) Ancak bunun hiçbir anlamı yoktu, düzensiz durumdaki yabancıların düzenli hale gelmesi bu yasadan önce de halihazırda mümkündü.  Neredeyse yeni hiçbir şey getirmeyen bu hükme hiç gerek yoktu aslında. Ayrıca şunu da eklemek isterim: bu madde, solu yasaya ısındırmaya yönelik bir maddeydi ancak sol bunu satın almadı. Çünkü özünde bir göç politikası “düzenlileştirme” politikası olamaz, düzensiz durumdaki yabancıları düzenli hale getirecek uygulamalar yapmak göç politikanızın başarısız olduğu anlamına gelir. Çünkü ülkenize gelen göçü düzenleyemediğinizi kabul etmiş olursunuz.

 

Serhat Onur: Ayrıca, bu bir açıdan düzensiz göçü de teşvik eder…

 

Patrick Weil: Aynen öyle! Bu, bir nevi Fransa’nın yeni göçmen işçilere ihtiyacı olduğunu açık açık söylemek yerine devletin düzensiz göç organize etmesidir. Eğer ki Fransa’nın yeni göçmen işçilere ihtiyacı varsa onların yasal gelişlerini organize etsin! Düzensiz göçü teşvik etmekten başka bir işe yaramayan, vatandaşların anlık popülist taleplerini karşılamayı hedefleyen “düzenlileştirme” sürecinin arkasına saklanmak yerine, yeni göçmenlerin gelmesini istediği ülkelerde işe alım ofisleri açsın, diplomatik temsilcilikleriyle iletişime geçsin!

 

Serhat Onur: Yanılmıyorsam, Fransa zaten bu tür politikaları Şanlı 30'larda (Les Trente Glorieuses, 1945-1975 arasını kapsayan ekonomik refah dönemi) ve 2. Dünya Savaşı sonrasında da uygulamıştı...

 

Patrick Weil: Evet. Farklı ülkelerde işe alım ofisleri vardı, biz de büyükelçilikler vasıtasıyla bu ihtiyacımızı temin edebilirdik, tam olarak yapmamız gereken buydu. Ama bu, halkla ve diğer ülkelerle açık yüreklilikle konuşma zorunluluğu getiriyor. Vatandaşlarla sağduyulu bir şekilde konuşmayı ve sağduyulu politikalar üretmeyi gerektiriyor.


Tabii ki tek yol göçe başvurmak da değil. Örneğin, siz bir öğrencisiniz, sanırım Bordeaux'da öğrencisiniz. Yarı zamanlı çalışıyor musunuz?

 

Serhat Onur: Ben çalışmıyorum, Erasmus öğrencisi olduğum için bursum var ama çalışan arkadaşlarım var.

 

Patrick Weil: Şahane, eğer para kazanmak istiyorlarsa Fransa’da çalışma hakkına sahip olan öğrencilerimiz var. Ancak bazen üniversite onları işverenlerle iletişime geçirmediği için nerede iş bulacaklarını bilemiyorlar ki aslında bunu yapmak çok kolay, yapılamaz bir şey değil. Bordeaux Üniversitesi, Gironde Valiliği veya Bordeaux Belediyesi, küçük işler arayan Bordeaux'lu öğrencileri, işverenlerle buluşturacak bir mobil uygulama kurabilirdi. Politikacılar bu yönde en ufak bir adım atmıyor ama şöyle diyor: "Buna ihtiyacımız yok, iş gücü açığımız var, öyleyse göçe başvurmamız lazım." Ama belki de çalışmak isteyen öğrencilere iş teklif ederek başlayabiliriz, değil mi? İnsanlar biraz da bu duruma öfkeli.


Ayrıca işsiz olan veya yoksulluk yardımı (RSA) alan kişiler de var. Yarı zamanlı iş bulmalarına imkân yok. Bunu yaparlarsa, çok sayıda evrak işiyle uğraşmak zorunda kalacaklar veya sosyal haklardan mahrum kalma riskiyle karşı karşıya kalacaklar. Belki de bu insanlara biraz iş vererek başlamalıyız.

 

Serhat Onur: Halihazırda var olan iş gücünün değerlendirilmediğini ve kolaya kaçıldığını söylüyorsunuz…

 

Patrick Weil: Evet, mevcut bir iş gücü var. Yani yerel düzeyde neler olduğunu bilen insanlar öfkeli. Önerdiğim şey sola karşı değil, anti-sosyal değil. Çalışmak isteyen öğrencileri işverenlerle temasa geçirilmesi gerektiğini söylüyorum. Yani “Ah evet ama öğrenciler çalışmasın” diyenler olacaktır ama herkes istediğini yapmakta özgür. Amerika Birleşik Devletleri'nde öğrencilerin çalıştığını görüyorum ve bu onların ders çalışmasına engel olmuyor. Bazen kitap okumaktan başka bir şey yapmak haftada bir, iki ya da üç saat küçük bir iş yapmak zihninize iyi gelir. Yani göçe başvurmadan önce yapmanız gereken tüm bunlar var. Ve bunu böyle yaptığımız gün, göçmenlik politikasını daha uzlaşmacı ve daha kabul edilebilir hale getireceğimizi düşünüyorum.

 

Serhat Onur: Kesinlikle, birçok noktada size katılıyorum ancak bu bahsettiğiniz senaryoda öğrenciler büyük ihtimalle düzensiz göçmenlerden daha yüksek ücretlerle ve daha fazla sosyal güvenlikle çalışacaklar. Bu bağlamda soruma geri dönmek istiyorum, sizce Fransız ekonomik elitleri ve hükümet arasında bu konuda zımni bir anlaşmadan söz edilemez mi?

 

Patrick Weil: Yani doğrudan elit demek pek doğru olmaz, daha çok işveren diyelim. Çünkü milyarlarca dolar kazanan büyük şirket sahibi elitlerin ucuza düzensiz göçmen çalıştırarak imajlarını kötü etkilemek isteyeceklerini sanmıyorum. Bu işgücüne başvuranlar daha çok küçük işletmeler, küçük çiftlikler veya küçük burjuvazilerdir. Bunlar yönetici veya ekonomik elitten çok yerel elitlerdir.

 

Serhat Onur: Peki dediğiniz gibi, küçük işverenler ve lokal elitler diyelim. Bunlarla hükümet arasında sessiz bir anlaşmadan söz edebilir miyiz?

 

Patrick Weil: Sanki bir komplo hakkında bildiğimiz bir şey varmış gibi bir anlaşma olduğunu söylemek yerine, kesişen çıkarların olduğunu söylemeyi tercih ederim. Sizin söylediğiniz gibi Marksist bir perspektifte burjuvazinin işçiyi sömürmesi gibi bir şey… Ben tam olarak böyle bir şey görmüyorum, tabii ki çıkar alanları var ama bir de tembellik var. Çünkü eğer gerçekten sorunu çözmek istiyorsanız, biraz önce örneğini verdiğim gibi mesela bir WhatsApp uygulaması yapmak için çalışmanız gerekir, insanları temasa geçirmeniz gerekir vs. Hadi bırakalım piyasa organize olsun demek kolaycılıktır, bu prosedürlerin uygulamaya konulması çalışma gerektirir. Ha, aynı zamanda bir tür laissez-faire yaklaşımı da var, bu da kapitalizmin bir biçimi. Ama demek istediğim, eğer isterseniz organize edersiniz, bu da kurallar ve prosedürler koymak anlamına gelir.

 

Serhat Onur: Anayasa Konseyi'nin kararından biraz bahsetmiştik. Yasanın büyük bir kısmı Anayasa Konseyi tarafından anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptal edildi. Bu kararı ve Sağ partilerin bu karara tepkisini nasıl yorumlayabiliriz?


Sizce Anayasa Konseyi'nin iptal ettiği maddelerin önümüzdeki günlerde başka kanun tasarılarıyla yeniden gündeme gelmesi mümkün mü? Doğum yeri ile vatandaşlık kazanma hakkının iptali, yabancı öğrencilere depozito zorunluluğu, sosyal yardımlara erişimin ve aile birleşiminin kısıtlanması vb. gibi. Önümüzdeki günlerde RN ve LR'nin talep ettiği gibi göçle ilgili bir referandum veya anayasa değişikliği önerisiyle karşılaşmamız mümkün mü? Sizce Fransız toplumunda buna dair bir kamuoyu var mı?

 

Patrick Weil: Anayasa Konseyi, bu kanunun bazı hükümlerini, başta vatandaşlık ve toprak hakkı ile ilgili hükümler olmak üzere, kanunun asıl konusuyla hiçbir ilgisi olmayan hükümlerin kanuna dahil edilmesi anlamına gelen “cavaliers legislatif” olarak adlandırılan bir uygulama nedeniyle iptal etti. Bu cavaliers legislatif kavramını tartışmak her zaman mümkündür. Konsey bu kavramı çok geniş yorumluyor ve yaygın bir şekilde kullanıyor.


Elbette hükümet tarafından da milletvekilleri tarafından da bunları içeren başka yasa tasarıları önerilebilir. Bunu söylemekte kesinlikle haklı olduğunuzu vurgulamak isterim, çünkü göçle ilgili bu yasama operasyonundan birkaç hafta sonra, Cumhurbaşkanı Macron, İçişleri Bakanı Darmanin'e, vatandaşlıkta toprak hakkını tartışmaya açan bir Anayasa değişikliği yapma niyetini açıklattı. ABD’nin aksine, Fransa'da, eğer yabancı bir ailenin çocuğu olarak doğmuşsanız, Fransız vatandaşlığı doğumla birlikte otomatik olarak almazsınız; 18 yaşına kadar beklemeniz gerekir. Bu öneri, çocuklarının Fransız olması umuduyla Komor Adaları'ndan Mayotte'a doğum yapmaya gelen kadınlara tepki olarak geldi aslında. Darmanin, Mayotte'daki toprak hakkını tartışmaya açmak istiyor. Senato'daki Cumhuriyetçi çoğunluk da toprak hakkı konusundaki tartışmayı daha geniş bir şekilde yeniden açacak gibi görünüyor.


Böylece toprak hakkı ve vatandaşlık konusundaki bu tartışmanın yeniden başlaması mümkün. Ayrıca Senato'daki Cumhuriyetçi çoğunluğun, şu anda Anayasa Konseyi tarafından incelenmekte olan, göç konusunda önerilen ortak girişim referandumu teklifini imzaladığının da altını çizmek isterim. Daha karmaşık olsa da referandum yapılabilir. Her durumda, sizin de haklı olarak belirttiğiniz gibi, bu tartışmalar henüz kapanmış değil ve önümüzdeki aylarda veya yıllarda başka projelerde veya yasa tekliflerinde yeniden açılabilir.

 

Serhat Onur: Önümüzdeki haziran ayında Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak ve sağ partiler sandalye sayısını artıracak gibi görünüyor. Eğer böyle olursa; Fransa'da ve genel olarak Avrupa'da göç politikalarında olası radikal bir değişimden söz edebilir miyiz?

 

Patrick Weil: Radikal bir değişimle karşılaşacağımıza inanmıyorum çünkü yeni onaylanmış bir çerçeve var ve göç konusunda Avrupa ülkeleri arasında çok az organize iş birliği var. Benim fikrime göre, göçle ilgili siyasi dinamikler oldukça ulusaldır ve bir ülkeden diğerine büyük farklılıklar gösterir. Mesela Fransa, Almanya ve İspanya'nın yaklaşımları hiç de aynı değildir. Her yönden gelişen bir düzenleme ve örgütlenme talebinin olduğunu düşünüyorum ancak hükümetler gerekli araçlarla yeterince yanıt veremiyor gibi görünüyor.

 

Serhat Onur: Cevaplarınız için çok teşekkür ederim. Röportajımızı bitirmeden önce son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?


Patrick Weil: Son olarak şunu söylemek isterim ki bugün göç, vatandaşlar için merkezi bir konu olmasına rağmen hükümet politikalarının oluşturulurken bir öncelik değil. Fransız Sayıştayı da Fransız maliyesine ilişkin bir raporda da bunun altını çizdi. Göç politikası bir öncelik olarak görülmüyor. Fransızlar bunun bir öncelik haline gelmesini istiyor. Belki de önümüzdeki aylarda yapmamız gereken şey konunun karmaşıklığına yanıt veren göç politikalarını akıl ve pragmatizmle organize etmektir.

 

Kaynakça:


 

 

Comments


Son Eklenenler

bottom of page