top of page

Avrupa’da Nükleer Enerjinin Ayak Sesleri

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 9 Kasım 2021’de şöyle demişti: “On yıllar sonra ilk kez yeni nükleer reaktörler inşa etmeye başlıyoruz. Böylece ülkemizin enerji güvenliğini, enerji arzını ve özellikle de 2050 için koyduğumuz karbon salınımı şartlarını güvence altına alacağız.” (1) Nitekim Macron, 10 Şubat 2022’de Fransa’nın Almanya ile İsviçre sınırında bulunan Belfort şehrindeki bir nükleer tribün fabrikasında, önceki sözlerinin devamını getirdi. Macron’un açıkladığı plana göre Fransa, 2028’e kadar yeni nesil EPR 2 (European Pressurized Reactor, Avrupa Basınçlı Su Reaktörü) nükleer reaktörlerini geliştirecek ve 2035’ten itibaren en az 6 tane nükleer santral inşa edecek. (2)

Macron’un açıklamaları, uzun zamandır geri plana atılan ve artık terk edilmesi gereken bir teknoloji olarak görülen nükleer enerjinin yavaş yavaş geri dönüş adımlarının en gür seslerinden biri oldu. İhtiyaç duyduğu elektriğin %70’inden fazlasını 56 nükleer santralinden üreten Fransa, nükleer enerji konusunda komşusu ve AB’nin diğer dinamosu Almanya’yla ayrışıyordu. (3) Almanya, bütün nükleer santrallerini tek tek kapatırken Fransa birçoğunu faal tutmak için çabaladı. Fakat 2010’lu yılların nükleer karşıtı siyasi atmosferinden ötürü de yeni reaktör inşa etmeyeceğini söylüyordu.

Nükleerin tekrar kabul edilebilir bir enerji kaynağı olarak masaya gelmesinin arkasında stratejik, çevresel ve teknolojik nedenler var. Fakat bunları konuşmadan önce nükleer gerilemenin neden yaşandığını anlamak gerekiyor ve bunun için de takvimlerimizi 11 Mart 2011’e götürmemiz gerekiyor.

Büyük gerileme: Post-Fukushima

Tohoku Depremi, nükleer enerji için bir dönüm noktası oldu. Japonya, Fukuşima santrallerinde yaşanan nükleer felaketten sonra 50 nükleer reaktörünü geçici olarak kapattı ve halkın nükleer enerjiye yönelik pozitif algısı ciddi anlamda negatife kaydı. Böylece Japonya, nükleer enerjiden çıkışın ilk projeksiyonlarını oluşturdu. Benzer bir kritik dönüşüm de Almanya’da yaşandı. Almanya da Fukuşima sızıntısının hemen ardından 2022’ye kadar nükleer enerjiden çıkış planını (nuclear phase-out) oluşturdu ve reaktörlerini tek tek kapattı. Avrupa’da Almanya’nın öncülük ettiği nükleer karşıtı politikalara Hollanda, Danimarka ve Portekiz gibi ülkeler katıldı. Bu ülkeler, nükleer enerjiyi bir enerji ve teknoloji politikası olarak AB’nin dışına çıkarma siyasetine başladılar.

Fukuşima’daki nükleer felaket, Japonya ve Avrupa ülkelerinin nükleer enerji politikalarını bir bıçak gibi kesip değiştirdi. Fakat bu ani politika değişikliğinin arkasında uzun ve birikmiş bir tarih var. Birçok nükleer karşıtı grup özellikle Batı’da uzun yıllardır nükleer karşıtı kampanyalar yürütüyorlardı. Nükleer atıkların saklanma problemlerinden santrallerin yerel bölgelerde yarattığı ekolojik/sosyal tahribata kadar geniş bir bilanço, nükleer enerjinin karşısına konuyordu.

Greenpeace gibi nükleer karşıtı çevreci gruplarsa iklim krizinin insanlar için zamanla daha önemli bir konu haline gelmesiyle beraber etki alanlarını geliştirmişti. Japonya’daki son nükleer sızıntıyla beraber de nükleere yönelik korku tekrar ortaya çıktı ve Çernobil’in mirasını tekrar gün yüzüne taşıdı. Dolayısıyla günden güne güçlenen ve görünürlüğünü arttıran nükleer karşıtı politakalar, Fukuşima felaketinden sonra mevcut siyaseti değiştirebilecek gücü elde etti.

Nükleer enerjinin Batı siyasetinde gerileme yaşadığı dönemlerde Çin, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler için nükleer enerji önemini korumaya devam ediyordu. Çin, ülkenin sanayisinin ve yükselen orta sınıfının ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamak için devasa yatırımlar yaparken nükleer enerji, hem ülkenin giderek ağırlaşan çevresel sorunlarını hafifletmek hem de stratejik olarak daha güçlü bir noktaya gelmek için en kritik teknolojilerden biriydi. Nitekim Çin, son 10 yılda nükleere en fazla yatırım yapan ülkelerden biri.

Energy Monitor’da çıkan bir makalede bu durum açıkça ortaya konuyor. (4) AB ve ABD’de mevcut nükleer enerji santrallerinin ortalama yaşı 30 yaşın üzerindeyken Rusya’da her dört reaktörden biri 10 yaşından küçük. Bu oran Hindistan’da %40’ken Çin’de %80. Çin, mevcut 49 reaktörünün üstüne halihazırda 16 reaktörün inşasına da devam ediyor. Nükleer enerjinin bütün elektrik üretimindeki payını da 3 katına çıkarmak istiyor.

Nükleer neden geri dönüyor?

Nükleer enerji sadece nükleer enerji değildir

Nükleerin geri dönüşünün arkasındaki sebeplerden biri de bu geri kalmışlıkta saklı. Nükleer enerji, doğası gereği aynı zamanda oldukça stratejik bir teknoloji. Nükleer enerjiye sahip olmak ve onu düzenli bir şekilde işletebilmek, teknoloji ve mühendisliğin en sofistike alanlarında uzmanlık gerektiriyor. Ayrıca nükleer silahlara giden yol, uranyum zenginleştirmeden geçiyor ve uranyum zenginleştirmeyi sağlayabilecek teknolojik altyapıya ve insan kaynağına erişmek içinse nükleer enerji kritik bir imkan sağlıyor. Yıllar boyu nükleer enerjiye yatırım yapmayan Batı’daki şirketler, know-how kaybına uğrayarak nükleer enerji teknolojileri ve finansmanı konusunda oldukça geride kaldılar.

Energy Monitor’un yine aynı makalesi, Batılı şirketler ve diğer şirketler için bir nükleer enerji inşa etmenin maliyetinin zamanla nasıl değiştiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu kadar stratejik bir teknolojide geride kalmak, Batılı devletleri rahatsız eden ve onları tekrar nükleere yönlendiren sebeplerinden biri.

Dünya değişiyor, nükleer teknolojileri de

Nükleer teknolojileri bir yandan da dönüşüyor. Alışkın olduğumuz devasa santrallerin operasyonel duruma geçmeleri; politik, teknolojik, finansman ve çevre regülasyonları gibi birçok karmaşık sebepten dolayı 10, bazense 20 yılı bulabiliyor. Bir nükleer reaktörün kendini finansal olarak amorti etmesi içinse 30 sene çalışması gerekiyor. (5) Hindistan’ın Fransa destekli EDF şirketiyle beraber inşa etmeyi düşündüğü 6 tane nükleer enerji santraline dair görüşmeler 10 yıldır sürüyor ve hala son karar verilmiş değil. (6) Tamamlandığında dünyanın en büyük reaktörü olacak Jatapur santrallerin inşaatıysa en az 15 yıl sürecek. (7)

Bunun gibi aşırı maliyetli ve sonu öngörülmez devasa santraller yerine birçok şirket, daha küçük boyutta ve inşa etmesi çok daha kolay reaktörler arayışında. 2021’in Kasım ayında İngiltere merkezli Rolls-Royce şirketi, Small Modular Reactors adında yeni nesil nükleer reaktör teknolojileri üretmek için İngiltere hükümetiyle yeni anlaşmalar yaptığını açıkladı. (8) Bu yeni nesil mini reaktörler, günümüzdeki reaktörlerin onda biri boyutunda tasarlanıyor. İnşaat maliyetlerini de onda bir oranında düşüren mini reaktörlerin her birinin 1 milyon eve elektrik vereceği düşünülüyor. İngiltere hükümeti, Rolls-Royce’a bu tip nükleer reaktör teknolojilerini geliştirmesi için 210 milyon pound katkı verecek. Yeni nesil mini reaktörlerin peşinde olan tek ülke İngiltere değil. Halihazırda Fransa, ABD ve Rusya da benzer teknolojilerin peşinde. Halen geliştirilen bir teknoloji olan Small Modular Reactors, maliyetleri ve inşa süresiyle Batılı şirketlerin çekindiği nükleer enerji yatırımlarına bir çare olabilir.

Nükleer enerji iklim krizine karşı

Rolls-Royce’un üzerinde çalıştığı mini nükleer reaktörlere dair kendi resmi Youtube hesabından yayınladığı videonun “İngiltere’nin 2050 yılına kadar 0-karbon ülke sınıfına geçme hedefi, iddialı bir hedef” şeklinde başlaması şaşırtıcı değil. (9) Macron’un nükleer enerjiyle beraber 2050 yılına dair koyduğumuz iklim hedeflerine ulacaşacağız demesi de… İklim krizinin Avrupa siyasetinin en önemli gündem maddelerinden biri olmasıyla beraber liderler, iklim krizine yönelik aksiyonları ajandalarının önemli bir parçası haline getiriyorlar. Siyasi yelpazenin her ucundan partiler de iklim krizine yönelik politika geliştiriyorlar, bir bakıma geliştirmek zorunda hissediyorlar.

Nükleer enerji bu konuda eli sıkışan liderlerin imdadına koşan güvenilir bir enerji türü olarak geri dönüyor. Güneş ve rüzgar enerjisi gibi teknolojilerin yıllar içinde maliyeti oldukça düşmüş olsa da güneş ve rüzgarın doğası gereği enerji üretiminin kesintisiz olmaması ve enerji depolayabilme teknolojilerinin istenen seviyeye gelmemesi, nükleer enerjiyi güçlü bir iklim dostu enerji türü yapıyor. (10)

Ayrıca tarih nükleer enerji lehine akıyor. Almanya’nın nükleer enerjiden 2011 yılındaki çıkışının ardından karbon emisyonlarının artması da nükleerden çıkış politikalarına yönelik eleştirileri de arttırıyor. ABD’deki National Bureau of Economic Resarch tarafından yapılan çalışmaya göre Almanya’nın nükleer enerjiden erken çıkışı, ülkenin yıllık C02 emisyonu salınımına %12’lik bir artışa sebep oldu ve senede ekstra 36 milyon ton karbon salındı. (11) Bu artışın arkasında da Almanya’nın bu esnada oluşan enerji açığını gaz ve kömür santrallerinden karşılaması yatıyor.

Avrupa’da siyasetin üzerinde iklim krizine yönelik önlem almanın baskısı arttıkça siyasetçiler ve toplum, henüz teknolojisi tam olarak gelişmemiş ve tam güven vermeyen yenilenebilir enerji kaynakları yerine kendini ispatlamış nükleer enerjiye dönüyor. Avrupa’da geleceğin enerjisi nükleer enerji mi yoksa güneş/rüzgâr enerjisi mi olmalı çatışması, Avrupa Birliği Komisyonu’nun nükleer enerjiyi yeşil enerji olarak kabul edip etmeyeceğine dair tartışmalarda kendisini göstermişti. Fransa-Almanya çatışmasının bizzat görünür olduğu AB enerji taksonomi çatışmasının ilk aşamada galibi Fransa olmuştu. AB Komisyonu, ilk aşamada nükleer enerjiyi yeşil enerji olarak kabul etmişti.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali

Komisyon’un nükleeri yeşil enerji olarak kodlamasının ardından Almanya cephesinden yükselen eleştiriler AB’nin nükleer enerjiye yönelik bakışını değiştirecek mi derken dünyadaki yeni bir kırılma nükleere güçlü bir avantaj vermiş olabilir.

Rusya’nın Ukrayna’yı 24 Şubat’tan itibaren işgal etmesiyle başlayan süreç AB ülkelerinin enerji konusunda Rusya’ya yönelik bağımlılıklarına dair önemli tartışmalar başlattı.

Rusya’nın işgali,  Avrupa’da nükleer enerjiyi baştan beri savunan Fransa’ya koz vermekle kalmadı, ayrıca Orta ve Doğu Avrupa’da Rusya tehdidiyle birebir yaşayan ve Rusya gazına büyük ölçüde bağımlı olan Polonya, Slovenya veya Çek Cumhuriyeti gibi ülkelere de nükleeri mantıklı bir opsiyon olarak sundu. Bu ülkeler, nükleeri masadaki finansal ve teknolojik olarak en uygun seçenek olarak gördüklerini açıkladılar. (12) Belçika’ysa nükleerden çıkışını son aldığı kararla 10 sene geciktirdi.

Mehmet Yaşar Altundağ

Sciences Po Paris, Political Science. School of Research, Master’s in political science.

Kaynakça:

  1. Kharitonov, V. V., & Kosterin, N. N. (2017). Criteria of return on investment in nuclear energy. Nuclear Energy and Technology, 3(3), 176-182.

Comments


Son Eklenenler

bottom of page